Dr. Suhas Kshirsagar ile Uzun Yaşamın Sırları ve Kalıcı Zayıflama Yöntemleri Konferansı

 

Amerika’nın en ünlü Ayurveda doktorlarının başında gelen, Chopra Center University’deki en önemli hocalarımdan olan Dr. Suhas Kshirsagar Ekim ayında davetlim olarak  İstanbul’a geliyor. 

Bu kadar önemli  bir hoca gelmişken sizlerle bilgilerini ana hatlarıyla da olsa paylaşmadan, sadece tatil yapıp dönmesine gönlüm razı olmadı. Dr. Suhas Amerika’da bir kaç Best-Seller kitaba imza atmış bir doktor. En başarı kazanmış kitaplarından birisi ise “Hot Belly Diet”.

Bu kitabın konusu “Ayurvedik Zayıflama Yöntemleri ve Sağlıklı Yaş Alma”.

Ülkemizde zayıflama konusu ile ilgili bilgi kirliliğini düşününce kendisinden bu konuda bir seminer vermesini rica ettim. Bunun üzerine Yükselen Çağ Wellbeing Merkezi çatısı altında, 29 Ekim Pazar günü, 11.00-17.00 saatleri aralığında, Hilton Garden Inn İstanbul Golden Horn otelinde, 6 saat  boyunca “Ayurvedik Zayıflama Yöntemleri ve Bütünsel Sağlık” konularını anlatacağı harika bir seminer planladık.

 

Sizin için Dr. Kshirsagar ile “Hot Belly Diet” kitabını ve İstanbul  semineri boyunca paylaşacağı konulardan bahsettiğimiz bu röportajı hazırladım. Ama röportaja başlamadan önce size kendisini kısaca tanıtma gereği hissediyorum;

Dr. Suhas Kshirsagar Kimdir?

  • Akademik açıdan Amerika’da en yüksek derecedeki Ayurveda Doktoru 
  • California’da bulunan “Ayurvedic Healing and Integrative Wellness Clinic”  Sağlık Merkezinin kurucusu ve Medikal Direktörü
  •  15,000 üzerinde hastayı başarı ile tedavi etmiş klinik çalışmalarda Uzman Hekim
  • Dünya genelinde çeşitli Ayurveda Tıp Fakültelerinde ana dersleri veren Uzman Doktor
  • Zrii & NutriiVeda isimli Ayurvedik Besin Destek Ürünlerinin Formül Geliştiricisi
  • Medikal Astroloji hizmeti de veren Amerika’daki tek Doktor
  • National Ayurvedic Medical Association (NAMA) ve College of Vedic Astrology ( ACVA) gibi dünyadaki en önemli Vedik İlimler organizasyonlarının ileri gelen Temsilcisi
  • Pune UniversityAyurvedik Tıpta İç Hastalıkları”  dalında altın madalya nişanına layık görülerek, doktorasını tamamlamış olan Dr. Kshirsagar aynı zamanda Vedik İlimler Danışmanı

 Maharishi College of Vedic Medicine okulunda eski kürsü başkanı olan Dr. Kshirsagar , aynı zamanda Maharishi University’de profesör olarak Medikal Direktörlük de yürütmüştür. Esprili bir dille motive ederek, ilham veren bir konuşmacı olan Dr. Suhas Kshirsagar, Ayurveda İlmi ve Ayurvedik Yaşam Tarzı öğretilerini Deepak Chopra, Tony Robbins, Wayne Dyer vb. liderlerle birlikte aynı sahneyi paylaşarak eğitim ve öğretilerine devam etmektedir.  

    

   

  • Hot Belly Diet kitabınızda son derece detaylı belirtiğiniz üzere, kilo almanın ve kronik yorgunluğun nedeni olarak  düzenli çalışmayan, zayıf sindirim sistemini sorumlu tutuyorsunuz?

Ayurveda Tıb’bının dayandığı en temel konu olan Sindirim Sistemi Sağlığı yüzyılımızdaki klinik araştırma neticelerine görede artık açıkça optimum sağlık için en önemli konu olarak belirtiliyor.

“Zayıf Sindirim Ateşi”;  düşük enerji, sürekli kilo alıp-verme kaosu, sindirim bozuklukları, uyku bozuklukları, baş ağrıları, bedende muhtelif yerde tıkanmalar, düşük libido, düşük seviyede depresyon, anksiyete, tükenmişlik sendromu, eklem ağrıları ya da bitmek bilmeyen alerjiler gibi fizyolojimizde süregelen yangı ve enflamasyon/mikro düzeyde iltihaplanma belirtilerimizden direk olarak sorumlu.

Buradaki en büyük ironi ise bu semptomları yaşayan bir çok hastaya baktığımızda genel olarak bu insanların çoğunun gündelik yaşamlarında gerçekten aktif olduklarına şahit oluyoruz. Bu kişiler ortalama sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürdükleri halde, ideal bir kiloda kalarak, optimal düzeyde sağlık kriterlerine kavuşamıyorlar. Bunun nedeni, saydığımız çok sayıdaki rahatsızlığın aslında şaşırtıcı bir ortak paydaya sahip olması: Zayıf bir “Sindirim Ateşi". Sindirim ateşinizin sağlıklı bir şekilde yanmasını sağlayamazsanız, kalıcı olarak kilo veremez ve hayal ettiğiniz enerjik ve sağlıklı bir beden ile zihin birleşimine de kavuşamazsınız. Ayurveda'da sağlıklı bir sindirim sistemi, bütünsel sağlık ve mutluluğun temeli olarak görülür; bu nedenle hastalık ve rahatsızlıkların çoğunlukla düzensiz ve zayıf sindirimden kaynaklandığı bilinir.

Hatta, Ayurveda bilimini şu temel fikre indirgeyebiliriz: Tüm beden sağlığı sindirim güçlerimize bağlıdır ve tüm tedaviler sindirim sistemine odaklanarak yapılmalıdır. Sindirim Ateşi aslında vücudun metabolizması demektir. Sindirim Ateşi hücrelerin yaşamını sürdürmesi için yiyeceklerdeki besin maddelerini enerjiye dönüştürme sürecidir ve bu da tabii ki biyolojik ve kimyasal etkileşimlerin karmaşık bir birleşimi olan sindirim sisteminizin kontrolündedir.

  • Sindirim Sistemi Ateşini Nasıl Alevlendirebiliriz?

Güçlü bir sindirim ve hızlı metabolizma ya da sağlıklı bir "Sindirim Ateş"ini oluşturan bileşenler arasında dört esas öğe bulunur:

  1. Metabolizmanızı yavaşlatmak yerine onu zorlamadan besleyen ve alevini körükleyen, bunun sonucunda da sindirim dengesini ve etkinliğini destekleyen belirli gıdaları yemek ve belirli sıcak sıvıları içmek.

 

  1. Ara öğün tüketmemek: Açlık hissetmek için ana öğünler arasında belli sıvı tüketimleri dışında atıştırma yapmadan, adeta oruç tutmak kilo kaybı ve genel sağlık için zorunludur. Modern bilim de, aralıklı oruç (intermittent fasting) tutmanın daha uzun ve daha sağlıklı bir hayat yaşamanıza yardımcı olabileceğini gösteriyor.

 

  1. Öğlen yemeklerini günün en güçlü ve önemli öğünü yapmalısınız; yani güneşin tepede, en parlak şekilde yanarken en zengin öğünü tüketmelisniz. Yapılan araştırmalar, akşam yemeğinden ziyade, gün ortasında daha fazla kalori tüketmenin daha fazla kilo vermeye neden olduğunu;  bir günde tüketilen toplam kalori miktarı aynı olsa bile geç öğle yemekleri ve kallavi akşam yemeklerinin kilo verme sürecine ve genel sağlığa olumsuz etki yaptığını kanıtlıyor. Yani günün en güçlü öğünü 12.00-13.00 saatleri aralığında olmalı.

 

  1. "Sindirim Çamurunu" Temizlemek: Yeterince iyi sindirilememiş yiyecek kalıntıları kilo kaybının aleyhine çalışır, hormonal dengesizlikleri kışkırtır ve sonunda neredeyse tüm hastalıkların temelini oluşturan enflamasyonu, yani mikro düzeylerdeki iltihaplanmayı tetikler. Zayıf bir Sindirim Ateşi ve neticesindeki yavaş metabolizma hızı ile bünyedeki sindirilemeyen atık olarak karşımıza çıkan bu bir tür çamur içeriğinde (ki biz buna ayurvedik terminolojide “ama” diyoruz)  ayrıca, pankreas ve karaciğer gibi dermansız kalmış sindirim organları sebebiyle vücut tarafından etkili bir şekilde temizlenemeyen toksinleri de bulundurur. Günümüzdeki araştırmalar, normal çalışan metabolizma sırasında vücut tarafından üretilen bu toksinlerin kilo alımını tetikleyebileceğini ve kilo verme çabalarını engellediğini gösteriyor. Bununla birlikte, bu çamuru (ama) temizlemek, odunların bir sonraki seferde daha güçlü ve daha kolay yanmasını sağlamak üzere kullanılmış bir şömineden külleri ve tozları temizlemeye benzer.

        

  • Çoğu diyet ve kilo verme planının aksine, neden yalnızca acıktığımız zaman yemek yememiz gerektiğini söylüyorsunuz?,

Çoğumuz hayatımızda hiç gerçek açlık çekmemiştir. Refah seviyesi yüksek Amerika ve Avrupa kıtalarında genelikle aşırı yemiş ama yeterli doğru besin alamamış durumdayız. Farklı hastalarımı haftada birkaç kez şöyle konuştuğu için düzenli olarak uyarıyorum:   "Ama gün boyunca yarı aç kalmanın ve üç büyük öğünden ziyade birkaç öğüne bölmenin daha iyi olduğunu sanıyordum ben. Ara öğünler metabolizmayı hızlandırmıyor mu? Gün boyunca alacağım toplam kalori miktarını küçük küçük tüm güne yaymak ve sürekli yemek daha sağlıklı değil mi?"

Tam tersine: Ne kadar küçük atıştırmalıklar olursa olsun, ne kadar sık yerseniz sindirim ateşiniz o kadar zayıflayacak, insülin direnciniz o derece yükselecektir.

Verdiğim derslerin içinde en önemlilerinden biri artık konvansiyonel batı tıbbının da yanlış olarak kabul ettiği " yemek yemek için asla aç kalana kadar beklememelisiniz" diyen diyet bilgisine karşı gelmek. Bu söylem belki de diyet programlarındaki en zararlı tavsiyelerden biridir. Açlık hissetmek, sağlığın en temel göstergesidir.

 İştah dostunuzdur, düşmanınız değil.

Öğünler arasında sağlıklı bir açlık hissetmek kaçınılmazdır; insanın vücudunu yiyecek almaya hazırlaması gerekir. Bütün gün atıştıran ve gerçekte hiç acıkmayan insanlar sindirim ateşini zayıflatır.

Şöyle düşünün: ihtiyacınız olmadığı halde yakıtı yavaş yavaş vücudunuzun içine koyarsanız, fazla yakıt depolanır (yağ olarak) ve sindirim çamuru ya da Ayurveda'da söylediğimiz gibi "ama" oluşmaya başlar. Sindirim Ateşi, alev alev yanma yerine, için için yanan, sönmeye yüz tutmuş köz gibi hareket etmeye başlar.

  • Sindirim Ateşi’nin Koruyucu Tıp ve Sağlık açısından önemi nedir?

Ayurveda'nın en önemli, esas ilkelerinden biri sindirim ateşi, yani terminolojide dediğimiz "agni" ateşidir. Agni, genel olarak yiyecek ve içecek gibi somut şeyler de dahil olmak üzere, anıları ve hatta tüm duyusal deneyimlerinize kadar yaşamın tüm yönlerini metabolize etme yani dönüştürme mekanizmasını içermektedir. İngilizce’deki ignite ve ignition kelimeleri (yanma/ateşleme/ateş) Ayurvedik Tıp terminolojik lisanı olan Sanskrit dilindeki “agni” kelimesinden gelmektedir.

Daha spesifik olmam gerekirse, sindirim ateşi besinleri yüksek kaliteli dokular ile hücreler için enerjiye dönüştürmesi gereken sindirim süreçlerinin toplamıdır. Bu süreçler tüm sindirim sıvılarını, hormonal salgıları, enzimleri ve vücudun silindirlerini ateşlemek için gereken tüm aktiviteyi içerir. Metabolik işlevlerimizi yöneten toplam 13 adet "agni", yani 13 farklı Sindirim Ateşi bulunmaktadır. Vücuttaki herhangi bir biyokimyasal süreç veya reaksiyon "agni" ile ilgilidir. Daha büyük resimde ise Vedik İlimler  "agni"yi, tüm yaşamdaki zekanın yaratıcı gücü olarak betimlemektedir.

Daha modern, teknik terimler kullanıyor olsaydık, agni’nin (sindirim ateşi) vücudun besinleri uygun bir şekilde metabolize edebilmesi için ihtiyaç duyduğu sindirim enzimleri, asitler, biyokimyasallar, hormonlar ve diğer maddelerin sermayesi olduğunu söyleyebilirdik; böylece agni sayesinde besinler kullanılabilir parçalara bölünebilir, hedef hücrelere ve sizi hayatta tutmaya yarayan temel günlük işleri yapmak için vücudun çeşitli alanlarına taşınabilir.

Agni bedende (Sindirim ateşi) alt mide ve ince bağırsağın içinde bulunur, ancak yaşamsal süreçleri yönetmek üzere tüm vücutta da dolaşır.

"Agni" kelimenin tam anlamıyla ateş anlamına gelse de, vücudunuzda metabolizma ile karşılaştırılabilir. Atık ürünlerin yakılması esnasında vücudun ihtiyaç duyduğu temel besin öğelerini özümsemekten sorumludur. Eğer fizyolojinin bu önemli bölümü etkin bir şekilde çalışıyorsa, tüm beden beslenir, hayat dolu ve canlı olur.

Eğer "Agni"miz güçlü olursa, sağlıklı bir şekilde iştahlı oluruz ve besinleri tamamiyle sindiririz. Güçlü bir Agni Ateşi organlarımıza en etkin ve dengeli şekilde çalışması için güç verirken,  zihnimize de duygusal istikrar, berraklık ve esneklik kazandırır.

Medyada veya sağlık dergilerinde muhtemelen okuduğunuz bilimsel terimleri kullanmadığımı biliyorum, ancak bu felsefeyi günümüzün diline kolayca tercüme edebiliriz. Vücut birçok tür "agni" barındırır. Örneğin sindirim sisteminizdeki "agni" mide içindeki hidroklorik asit üretimini ve pankreastaki şeker sindirme enzimlerini belirler. Aynı zamanda tiroid bezini ve vücuttaki çeşitli sinyallerle dokulardaki metabolik değişiklikleri düzenler. Her hücrenin moleküler düzeyde çalışan özel "agni"leri vardır. Dolayısıyla "agni"nin metabolik yolculuğunun sindirimle başladığını ve hücrelerde bittiğini söyleyebiliriz.    

                                    

  İstanbul Seminerinizde bize neler anlatacaksınız?

6 saatlik semineri 3 aşamaya böldüm. Her aşamada sizi ideal kilonuza kalıcı olarak götürecek olan Ayurvedik Zayıflama Yöntemlerinipaylaşacağım. Bunlar;

  1. Aşama - Hazırlık (Tıkanıklıkları Aç)

·      Ayurvedik Diyet ve Beslenme Kavramları

·      İyi Gıdalar ve Kötü Gıdalar, Sağlıklı ve Sağlıksız Beslenme Döngüsü

·      Kilo Verirken Harika Hissetmek için Ana Beslenme Kuralları

·      Yaşam Tarzı Değişikliklerinin Önemi

  1. Aşama - Hızlan (Yakmaya Başla)

·      Metabolizmayı Hızlandıracak Doğru Gıda Bileşimleri ve Yemek Miktarları

·      Intermittent Beslenme Kuralları

·      Etkili bir Detoks için  Pratik Bilgiler

  1. Aşama – Dönüştür (Yeniden Yapılandır)

·      Daha Sağlıklı bir Yaşam Tarzına Geçişin Yolları

·      Kalıcı bir Şekilde Kilo Verin ve İdeal Kiloda Yaşayın

·      Kronik Hastalıkları Şifalandırın, Sağlık ve Mutluluk Halinizi Optimize Edin

·      Mükemmel Sağlık için 21 İpucu

                           Gördüğünüz gibi ana prensip:   Metabolizmanızı Canlandırın, Hayatınız Canlansın !

 

  • Zayıf bir sindirim ateşiniz varsa, "Ama" (sindirim kusurları, doku çamuru) oluşturursunuz. "Ama" nedir? Nasıl hastalık oluşturur?

Ayurveda "agni" nin dört ana halini tanımlar: Dengeli, Düzensiz, Keskin ve Zayıf. "Agni"miz dengeli olduğunda;

  • yeterli besin emilimi
  • yeterli enerji seviyeleri
  • düzenli dışkı tahliyesi
  • güçlü bağışıklık sistemi
  • berrak bir cilt
  • mükemmel dolaşım sistemi
  • hem fiziksel hem de zihinsel bedende genel olarak dayanıklılık ve canlılık

 sağlar.

Öte yandan, "agni"miz zayıfsa; sindirim süreci verimli bir şekilde gerçekleşemez ve bunun neticesinde fiziksel ve zihinsel bedende ama olarak adlandırdığımız zehirli tortular üremeye ve birikmeye başlar. Ayurveda Tıb’bında "ama" hastalıkların temel nedeni olarak belirtilir. “Ama”nın birikmesi vücudun yavaş yavaş kötüye gitmesine, sistemin bozulmasına neden olur. Bu aynı zamanda, duygularımızı işleme yetimizi de etkisiz hale getirir ve bu metabolize olmamış duygular da daha zehirli tortular yaratır. Bu nedenle, bastırılmış öfke, sürekli hüzün hali ve kronik suçluluk duyguları Ayurveda'da fiziksel sindirim problemlerinden daha fazla zarar verici olarak görülür.

Vücudun temel yaşam nektarları  su ve kan ise, "ama"da besinleri özümseme yeteneğini bozan balçıkdır. Sindirilmeyen veya kısmen sindirilmiş gıda yapışıp kalır ve bağırsak çamurunun oluşumuna neden olur; ama dediğimiz bu çamurumsu birikimler yalnızca bağırsaklarda değil, aynı zamanda kan dolaşım sistemindeki damarlarda ve vücuttaki hormonların hareketi gibi diğer hayati yolları da tıkar. "Ama" birikimi, kan dolaşımında toksinler oluşmasına sebep veren birçok kimyasal değişikliğe uğrar ve neticesinde organları bozmaya ve bağışıklık sistemini felce uğratarak, bu toksinlerin vücudun nispeten zayıf bölgelerinde birikmesine izin verir. Er ya da geç, kalp rahatsızlığı, muhtelif kanser hücre oluşumları,  otoimmün bozuklukları veya diğer rahatsızlıklar olarak ortaya çıkan bir hastalık haliye sonuçlanır. "Ama", sağlıklı olmayı en çok tehdit eden engellerden biridir.

            

Bugün piyasada önerilen hemen hemen tüm diyet programları ile ilgili sorun şudur: Genelde tüm diyet programları bu bağırsak bataklığının devam etmesine yol açan gıdalar yoluyla kalori kısıtlamasına odaklanmaktadır.

Bu yüzden iç organlarımızda ciddi birikime neden olarak, kilo  korumayı çok güç bir hale getirir ve hatta hassas bağırsak sendromu (IBS), gıda alerjileri, çölyak hastalığı ve bahsettiğim gibi kansere sebebiyet verebilmektedir.

İstatistikler durumu anlatıyor: Son 30 yılda yiyecek kalitesinde meydana gelen radikal değişim, işlenmiş ve paketlenmiş cansız yiyeceklere olan "zehirli açlığımız" ile birleşince, eş zamanlı olarak "ama" kavramıyla bağlantı kurabileceğimiz kronik rahatsızlıklar ve hastalıklarda da dramatik bir artışa tanık olduk.

"Ama"ya başka bir bakış açısı da, sindirimi tamamlanmamış proteinler, aşırı şeker ve yağlar gibi yetersiz bir şekilde sindirilmiş gıda parçacıkları kalıntılarının kan dolaşımına girerek, metabolizmada tahribatlar yaratmasıyla, kan şekeri dengesizlikleri ve insülin direnci gibi hormonal bozukluklara ve en son noktada da şeker hastalığı ve diğer ciddi rahatsızlıkları tetiklediğini dikkate almamız gerektiğidir. Bu yüksek kolestrol, hipertansiyon, akut kabızlık ve/veya ishal gibi sindirim bozuklukları ve diğer sağlık sorunları olarak da görülebilir.

Batı tıbbında "ama" ibaresinin terminolojik olarak tam bir karşığının bulunmamasına karşın, toksinlerin tipik olarak sindirim sisteminden kaynaklandığı bilinmekte ve bu bilgi yaygın olarak kabul edilmektedir. Ekzojen (dış kaynaklı) toksinler olarak adlandırılan bazı toksinler vücudumuza doğrudan yediğimiz gıdalardan (örneğin, böcek ilaçları, ot öldürücüler ve antibiyotik ile işlenmiş et ve kümes hayvanları) girebilirken, çoğu toksin endojendir (iç kaynaklı) ve yiyeceklerdeki besinleri hücresel yaşam için enerjiye çevirirken vücudumuzun sindirim ve metabolik süreçlerinin normal bir sonucu olarak ortaya çıkarlar. Ancak bu toksinler doğru bir şekilde idare edilmez ve nötralize edilmezse zararlı olabilirler. "Ama" önce kalın bağırsak ve ince bağırsakta birikir ve ardından kan yoluyla vücutta dolaşmaya başlar. Kısaca söylemek gerekirse, "ama" zehirli üreme alanları oluşturur ve hastalığın habercisi olarak hareket eder.

 

  • Sindirim sistemi, sinir sistemi, bağışıklık, mikrobiyom vb aralarındaki ilişki nedir?

Bir gıda zehirlenmesi yaşadıysanız, bağırsağınızın savunma hattınızın ön cephesi olduğunu biliyorsunuzdur. Yanlışlıkla kötü bir mikrop alındığında bağırsak işgalciyi hemen tanır ve harekete geçer. Ancak suçluyu tespit etmek için, savaşmaya hazır durumda bekleyen duvarlarında yerleşik milyonlarca bağışıklık sistemi hücresini çağırması gerekir. Bu nedenle, bahsettiğim gibi bağırsaklar bağışıklık konusunda önemli başrol oynar ve zararsızlarla zararlı olanları ayırt etmeye yardımcı olur. Her gün bağırsaklarımıza yiyecek formunda yüzlerce gram yabancı madde alırız. Bağışıklık sistemi bir bekçi gibidir; kapıdan içeri kimin girip giremeyeceğine karar vermek zorundadır ve kandırılmaktan hiç hoşlanmaz.

Bu olağanüstü sistem, dünyaya geldiğimiz gün işe başlar. Doğarken bağırsaklarınızda tek bir bakteri yoktur, ancak doğduğunuz andan itibaren kolonize olmaya başlar ve böylece kişisel mikrobiyomunuz oluşur.

Yaşamınızın ilk birkaç yılında bağırsaklarınız içerisinde; genetik mirasınız, beslenme şekliniz, hijyen ortamı, yaşadığınız coğrafya, ilaç kullanım sıklığınız ve hatta çevrenizdeki insanlarda kolonileşen bakteri kabilelerinin niteliği de dahil olmak üzere bir dizi çeşitli faktörler tarafından belirlenen bakteriyel türlerin size özel olan bir kabilesi oluşur. Ve bu mikroplar bağırsak duvarlarınızın hassas katmanlarına yapışıp yerleştiğinden, kötü bakteriler (patojenik flora), virüsler ve parazitler gibi potansiyel işgalcilere karşı fiziksel bir bariyer yaratmaya yardımcı olurlar. Bağırsak florası aynı zamanda enfeksiyonların önlenmesinde ve bağırsaklarınıza bulaşan birçok toksinle mücadelede de rol oynar.

İyi bakteriler ayrıca yiyeceklerimizin bir bölümünü de sindirirler. Tıpkı bir ormanın topraklarında yaşayan mikroorganizmaların yere düşen meyveleri bitki ve ağaçlara geri döndürmeye yardım etmesi gibi, bağırsaklarınızın mikroorganizmaları da yiyeceklerden gerekli besin maddelerinin çıkarılmasına yardım etmekle yükümlüdürler. Böylece bağırsak duvarı boyunca emilerek, hücreler ile dokulara iletilmek üzere kan dolaşımına yollanırlar. Bu bakteriler olmasaydı bir çok besinin hücrelere taşınmasını gerçekleştiremezdiniz. Bu da sağlıklı bir bağırsak florası bozulmaya başladığında neden fizyolojide besin yetersizliği başladığını ve sistemin arızalanmasıyla sonuçlandığını açıklar.

  • Sindirim Ateşini Yeniden Canlandırmak Hayatımızı Nasıl Yeniden Canlandırır?

Hepimiz sağlığın verdiği keyfin ve mutluluğun değerini biliyoruz. Sağlık olmadan, hayat hiç de aynı olmaz. Alev alev yanan "sıcak" bir sindirim ateşi optimal sağlığa ulaşmanın temeli olduğuna göre, cansız veya sönmekte olan bir ateşi nasıl yeniden canlandırdıracağımızı öğrendiğimizde, kendimizle ilgili her şeyi tekrar etkileyici bir şekilde canlandırabilir, genç, hareketli ve umut dolu olduğumuzu yeniden hissedebiliriz.

 Röportajım burada sonlanıyor. Dr. Suhas'ın İstanbul Konferansı ile ilgili detaylı bilgi ve kayıt için tıklayınız.