Kendini Bilmek
Yükselen Çağ Wellbeing Akademi Web Sitesine Hoşgeldiniz.
 

Ebru Şinik Blog Yazısı Kendini Bilmek

Kendini bilen, evreni bilirmiş... Sonuçta 5000 yıla kadar dayanan kutsal yazıtlar olan Veda’larda ve diğer tüm ezoterik bilgilerde mikro kozmos ile makro kozmosun aynı olduğunu, insanı çözenin evrenin sırlarına da vakıf olacağı tekrar tekrar belirtilmiyor mu?

Demek ki aslolan önce insanın kendini tanıması, fiziksel ve zihinsel sınırlarını keşfetmesi, egosunun temellerinde bulunan hassas, belki de zayıf yanlarını farkederek, bunları kabul etmesi ve niyet ederek, farkındalığını yükseltirken bu yönlerini dönüştürmesidir. Bu yaşamda aslolan insanın kalbini açarak içine girmesi ve dünyayı kalbinin gözüyle izleyebilecek idrak seviyesine gelmesidir.

İtiraf etmeliyim ki, meditasyon yapmaya başlayana kadar kendimi tanımıyormuşum. Elbette şu anda da ne kadar tanıdığım uzun bir tartışma konusu olabilir.

Sevgili hocam Dr. Deepak Chopra’nın dediği gibi hayatınız boyunca meditasyonlarınız öncesinde kendinize sadece bir soru sormaya devam edebilir ve bu soru neticesinde evrenin size açılmasını bekleyebilirsiniz. Ve bu soru da “Ben Kimim?” sorusu... Muhakkak ki ben kendimle ilgili olarak bu sorunun ruhsal seviyedeki cevabını henüz bilme lütfuna erişemedim; ağzınızla kuş tutsanız dahi bu sorunun cevabını bu hayatta öğrenme garantisi elbette yok ama en azından meditasyon yapmaya başladıktan sonra bu dünyada sahip olduğum Can’a ait bazı yönlerimi net bir şekilde hayretle farketmeye ve görmeye başladım. Hani bazen insanın kendisine dahi itiraf etmek istemediği ve kendisine sesli olarak söylemeyi bırakın, zihninden düşüncesi dahi geçse rahatsız olacağı yönleri vardır ya...işte onlardan bahsediyorum.

Ego’muzun yapıtaşlarını oluşturan bu genel karakteristik özelliklerimiz veya deneyimlerimiz neticesinde  oluşan, evrensel yasalara uyum sağlamayan olarak nitelenebilecek yönlerimizle gözgöze, başbaşa kaldığımız zaman neler oluyor?

Benim deneyimim şöyle oldu;
İlk önce kendime hayret ettim. Bunu düşünen, böyle tepki veren, umursamayan, otomatik olarak bu şekilde hareket eden, eylemde bulunan ben miydim?

Sanırım kendimle yüzyüze kalma zamanım gelmişti. Yani ilk olarak farketme; daha sonra da yargısızca, suçlamadan, bir kılıf bulmaya çalışmadan, kaçmadan sadece kendimi olduğum gibi Kabul Etme Halinin oluşmasını bekledim.

Bu Kabul Etme Hali epey zor bir süreç... ‘Tamam kabul ediyorum’ diyorsun ama sanki seni zihnin sabote ediyor, davranışının ve düşüncelerinin haklılığını sürekli kanıtlama çabasına giriyor ve sürekli arada gidip geliyorsun. Zaten bana göre kendini önce olduğu gibi kabul etme hali zihinsel olarak gayretle gelinebilecek bir nokta değil. Muhakkak gündelik olarak uygulanana kadim nefes teknikleri (pranayama) ve meditasyon teknikleri ve ayurvedik yaşamın gerekliliği olan diğer günlük rutinler neticesinde beyin nöroplastisitesi başlıyor ve bilinç bir nebze de olsa ivme kazanıyor. Yani yaşamı daha geniş açılardan idrak etme ve yorumlayabilme doğal yetenekleri ile donanmaya başlıyorsun. 

Özetle asla kadercilik olarak anlaşılmaması gereken bu kabul etme hali, farkındalığın arttıkça oturmaya ve seni sanki bu dünyanın realitesinden özgürleştirmeye başlıyor. Yani bu basamak benim için gerçektende son derece rahatlatıcı oldu. Çünkü en başta kendini suçlamamayı ve affetmeyi ve herşeyi ama herşeyi yeniden denemeyi öğreniyorsun. 

Zaten evrensel yasaları içeren Raja Yoga’nın basamaklarında bu yok mu?  Bir şeyi olduğu gibi kabul etmedikçe değişim ve dönüşüm başlamaz!

Daha sonra kendime şefkat göstermeye başladım. Hayatımda ilk defa kendini sevmek gerçekten ne demek, kendine hırpalamadan yaklaşmak, kalpten sevdiklerine gösterdiğin o şefkati kendine gösterebilmek ne demekmiş, bunları deneyimlemeye başladım. Bu deneyimler yaradılışta var olan herşeye karşı derin şefkat hislerini beraberinde getiriyor.

Bu arada daha önce insanlar söyleyince geçiştirdiğim, gene kabul edemediğim güzel ve ışık gibi parlayan yönlerimi de sevgi ile kucaklamaya ve kabul etmeye başladım. Evet, evrensel yasalara uyumlu yönlerim, genel karakteristik özelliklerim de vardı ve bunlar bana söylenince, “Aaa iltifat ediyorsunuz veya herkes böyle yapardı zaten” demek yerine artık bu yönlerimi de tümüyle kucaklayıp, önce kendime, sonra dokunduğum insanlara teşekkür etmeye başladım.

Dediğim gibi bu bir hal... Gün içerisinde gelip gelip gidiyor. Ama en azından gelip gitme arasında farkına varıyorsunuz. Ve bu hali deneyimleyebilmiş olmamı önce ruhuma, yani Öz’üme ve hemen sonra meditasyon ve pranayama uygulamalarıma borçluyum. Bana bu kendini keşfe çıkaran teknikleri öğreten tüm hocalarıma sonsuz minnetlerimle...